|
|
 |
Okunma |
|
35
|
Dört Halife Dönemi ve Altınçağ
Hz.
Muhammed (sav)'in vefatından sonra yaşanan "Dört Halife Dönemi", İslam
dininin Arap Yarımadasının sınırlarını aşarak yaygınlaştığı bir
dönemdir. Parlak zaferlerin kazanıldığı ve Müslümanların huzur ve refah
içinde bir hayat sürdürdükleri bu dönem, Peygamberimiz (sav)'in
müjdelediği Altınçağ'ın geçmişteki güzel bir örneğidir.
Bu dönemde İslam
Devleti'nin sınırları batıda Trablusgarp, doğuda Horasan ve kuzeyde
Kafkasya'ya kadar genişletilmiş; böylece Arap Yarımadası dışına taşan
İslamiyet, Asya ve Afrika'daki çeşitli milletlerce benimsenmiştir.
Kurulacak olan yeni İslam devletlerinin siyasi ve hukuki temelleri de bu
dönemde atılmıştır. Sırasıyla halife olan Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz.
Osman ve Hz. Ali, Peygamber Efendimiz (sav)'in yolunu izlemiş, Kuran
ahlakının hakim olduğu adil düzeni daha geniş bir coğrafyaya yayarak
devam ettirmişlerdir. Bu nedenle Dört Halife Dönemi, "Doğru Yolda Giden
Olgun Halifeler Dönemi" anlamına gelen "Hulefa-i Raşidin Dönemi" olarak
adlandırılır. Halifeler seçimle başa getirildikleri için aynı dönem
'Cumhuriyet Devri' şeklinde de tanımlanır.
ALTINÇAĞ’DA YAŞANACAKLAR
Dört Halife
Dönemi'ndeki Altınçağ benzeri ortamı kavrayabilmek için, Peygamberimiz
(sav)'in haber verdiği Altınçağ'ı kısaca incelemek yerinde olacaktır.
İslami kaynaklara
göre Altınçağ, kıyamete yakın bir zamanda, Kuran ahlakının hakim olacağı
ve din ahlakının insanlar arasında yaygın olarak yaşanacağı bir dönemi
ifade eder. Bu dönemde insanların huzur ve güven içinde yaşayabilmeleri
için gereken her türlü şart mevcut olacaktır. Önceki dönemlerde yaşanan
tüm sıkıntıların yerini bolluk, bereket ve adalet alacaktır. Bu dönemde
din ahlakına uygun olmayan her türlü ahlaksızlık, adaletsizlik,
sahtekarlık ve dejenerasyonun tüm çeşitleri ortadan kalkacaktır. Bu
müjdeli dönem, tüm inanan insanların asırlardır özlemini duyduğu barış,
huzur, adalet ve bolluğun, İslam ahlakının hakim olduğu kutlu bir
dönemdir. (Detaylı bilgi için bkz. Harun Yahya, Altınçağ) Yüce Allah
Kuran'da inanan kullarına, İslam ahlakının yeryüzünde hakim olacağını
şöyle müjdelemektedir:
Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara vaat etmiştir: Hiç
şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa,
onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri için
seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve
onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca Bana
ibadet ederler ve Bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra
inkar ederse, işte onlar fasıktır. (Nur Suresi, 55)
Peygamberimiz Hz.
Muhammed (sav) de Altınçağ'ı 14 yüzyıl önce detaylı olarak tasvir
etmiştir. Söz konusu dönemin cennet benzeri özellikleri hadisler
kanalıyla bizlere ulaşmıştır. Her çeşit ürün ve mal bolluğu, emniyet,
güven ve adaletin temini, huzur ve saadet, her türlü teknolojik
gelişmenin insanların rahatı, konforu, neşesi ve huzuru için
kullanılması, ihtiyaç içinde olan kimsenin kalmaması, isteyene
istediğinden sayılmadan, kat kat fazlasıyla verilmesi, bu devrin belli
başlı özelliklerindendir. Hadislerde bildirildiği gibi o dönem
"silahların susacağı" bir dönem olacak ve bu devirde yeryüzü özlemini
çektiği barışla dolacaktır. Altınçağ'da, önceden devletler ve halklar
arasında devam eden husumet ve anlaşmazlıklar son bulacak, bu halklar
arasında çok büyük bir kardeşlik yaşanacak ve tüm kavgaların yerini
barış, dostluk ve sevgi alacaktır.
Peygamber Efendimiz (sav)'in Altınçağ ortamını anlatan bazı hadisleri şöyledir:
… Küçükler keşke
ben büyük olsaydım, büyükler de keşke ben küçük olsaydım diye temenni
ederler... İyi insanların iyiliği artar, kötülere karşı bile iyilik
yapılır.1
Yeryüzü, zulüm ve işkence yerine adaletle dolacaktır.2
… Dünya adalet ve hakların yerini bulması ile dolar...3
Adalet o kadar
bol olacak ki, zorla alınan her mal sahibine geri verildiği gibi, bir
insanın başkasına ait olup da, dişinde kalmış birşey bile sahibine iade
edilecektir... Yeryüzü emniyetle dolacak ve hatta birkaç kadın,
yanlarında hiç erkek olmaksızın, rahatlıkla, hacca gidecektir.4
Altınçağ, Allah'ın
emirlerinin eksiksiz olarak yerine getirildiği, adaletin, fedakarlığın,
yardımseverliğin en yoğun olarak yaşandığı, kutlu bir dönem olacaktır.
Bu kutlu dönemde malı olan hiçbir sıkıntı duymadan ihtiyacı olana
verecek, herkes birbirinin rahatını, refahını ve konforunu düşünecektir.
Bu paylaşmanın sonunda herkes eşit refah seviyesine ulaşacak, açlık,
sefalet gibi pek çok sorun kendiliğinden çözülecektir.
Altınçağ'da yaşanacak
olan tüm bolluk, teknolojik gelişmeler ve sanatsal güzelliklerin
yanısıra toplum yaşantısı da son derece huzurlu olacaktır. Allah, iman
eden ve dinine yönelen insanlara, o döneme dek görülmemiş güzellikte bir
hayat sunacaktır. Çünkü Allah Kuran'da güzellik yapan, Kuran ahlakına
uyan kullarına güzellik vaat ettiğini bildirmiştir:
Allah barış
yurduna çağırır ve kimi dilerse dosdoğru yola yöneltip-iletir. Güzellik
yapanlara daha güzeli ve fazlası vardır. Onların yüzlerini ne bir
karartı sarar, ne bir zillet, işte onlar cennetin halkıdırlar; orada
süresiz kalacaklardır. (Yunus Suresi, 25-26)
Peygamberimiz
(sav)'in hadislerinde, konuya ilişkin bildirilen bir başka haber ise,
İslam ahlakına uymayan din anlayışının tamamen ortadan kalkışıdır.
Altınçağ'da Peygamberimiz (sav)'den sonra ortaya çıkan bidatlar (dine
sonradan girmiş hurafeler) ortadan kalkacak, Kuran ahlakı özüne
dönecektir. İslam anlayışı tamamen düzelecek ve din ahlakı aslına
dönecektir. Hadislerde bu konu ile ilgili olarak, ahir zamanda
kaldırılmadık bidatın kalmayacağı ve "aynı Peygamberimiz (sav)
dönemindeki gibi dinin icablarının yerine getirileceği" ifade
edilmektedir.5
O dönem geldiğinde,
insanların Allah'a yakınlaşmasını, O'nun dinini yaşamasını engelleyen
tüm bu çarpıklıklara son verilecek, din ahlakının aslında olmayan,
sonradan ilave edilmiş birçok hurafe, inanış ve ibadet şekilleri
İslam'dan temizlenecektir.
Üzerinde durulması
gereken bir nokta da, din ahlakının aslına döndürülmesinde samimi
Müslümanların gösterdikleri çaba ve gayrettir. Bu dönemde İslam alemi
içindeki ihtilaflar, ayrılıklar ortadan kalkacaktır. İslam tarihinin en
büyük alimlerinden biri olan Muhyiddin Arabi "Fütühat-ül Mekkiye" isimli
eserinde bu konuda şu tespitte bulunmuştur:
...din
Peygamberin zamanında olduğu gibi aynen uygulanacaktır. Yeryüzünde
mezhepleri kaldıracak. Halis hakiki dinden başka hiçbir mezhep
kalmayacak.6
Bu özet bilgiler bile
Altınçağ'ın zihinde canlandırılabilmesi için yeterlidir. Şimdi
halifelerin yönetim anlayışları, kişilikleri ve icraatları doğrultusunda
nasıl Altınçağ benzeri bir ortam meydana getirdiklerini inceleyelim.
Hz. Ebu Bekir Dönemi (632-634)
Sevgili Peygamber
Efendimiz (sav) ile peygamberliğinden önce de arkadaş olan Hz. Ebu
Bekir, onun tebliği üzerine Müslüman olan ilk insanlardan biridir. Hz.
Ebu Bekir, İslamiyet'in açıkça anlatılmaya başlanmadığı bir dönem olan
Peygamberimiz'in (sav) henüz yalnız olduğu dönemde İslamiyet'i kabul
etmiştir. Hz. Muhammed (sav)'in yakın dostu ve İslam ahlakının güzel bir
temsilcisi olan Hz. Ebu Bekir, aralarında Hz. Osman, Talha b.
Ubeydullah, Sa'd b. Ebi Vakkas, Zübeyr b. Avvam, Abdurrahman b. Avf ve
Ebu Ubeyde b. Cerrah başta olmak üzere birçok kişinin İslam dinini
yaşamasına vesile olmuştur.
Hz. Muhammed (sav)
hastalandığında, Müslümanlara imamlık yapma görevini Hz. Ebu Bekir'e
vermiştir. Onun vefatından sonra ise, Hz. Ömer ve arkadaşlarının önerisi
üzerine Hz. Ebu Bekir halife seçilmiştir. Tarihi kaynaklarda yer alan,
Hz. Ebu Bekir'in Hilafet görevini üstlendikten sonra halka hitaben
yaptığı şu konuşma oldukça anlamlıdır:
Ey halkım! Ben
size yönetici oldum. Halbuki sizin en hayırlınız değilim. Eğer iyi işler
yaparsam, bana yardım ediniz. Eğer yanlış işler yaparsam bana doğru
yolu gösteriniz. Doğruluk, emanettir. Yalancılık, hıyanettir. Sizin en
zayıfınız benim yanımda güçlüdür ki, onun hakkını müdafaa ederim. En
güçlünüz benim yanımda zayıftır ki, başkasının hakkını ondan alırım.7
Hz. Ebu Bekir bu
sözleriyle ideal bir yöneticide olması gereken vasıfları en güzel
şekilde özetlemektedir. Halifelik dönemi iki yıl gibi kısa bir zaman
sürmesine rağmen pek çok başarıyla doludur.
Hz. Ebu Bekir,
Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'in vefatından sonra aralarında
ihtilaflar baş gösteren Müslümanları bir araya toplayıp devlet
otoritesini yeniden sağladı. Kuran-ı Kerim'in toplanması ve korunması
konusunda büyük çaba harcadı. İslamiyet'in ilk kez Arap Yarımadası
dışında Suriye, Filistin ve Irak'ta yayılmasına vesile oldu. Din
ahlakının özünde olmayan hareketlere ve yalancı peygamberlere karşı
savaş açtı; böylelikle İslam dini ve Kuran ahlakının Peygamber Efendimiz
(sav) döneminde olduğu gibi yaşanmasını sağladı.
Hz. Ebu Bekir güzel
huyu, merhameti, mütevazi kişiliği ve Kuran ahlakını yaşamada gösterdiği
titizliğiyle sahabeler arasında ön plana çıkan isimlerden biridir. Bu
özellikleri nedeniyle halk tarafından büyük bir sevgi ve saygı
görmüştür. İnsanların kibirli davranışlarını hoş karşılamayan,
fakirlere, zor durumda kalanlara yardım etmekten ve misafir ağırlamaktan
son derece mutluluk duyan bir yapıya sahiptir. Esir birçok Müslümanı
kurtarmış, köle sahiplerine önemli miktarda ödemeler yaparak onları
özgürlüklerine kavuşturmuştur. Ticaretle uğraşan ve zengin bir kişi olan
Hz. Ebu Bekir, tüm malını İslam ahlakının yayılması için infak
etmiştir. Bunun için Resulullah (sav) onun hakkında "Malını feda etmede
en önde giden kişi Ebu Bekir'dir. Ebu Bekir ne güzel dosttur. Aramızda
İslam kardeşliği ve sevgisi vardır" buyurmuştur.8
Sonuç olarak, Hz. Ebu
Bekir, güçlü imanı, dehası ve üstün devlet adamı vasfıyla İslam
Birliği'ni muhafaza etmiş ve kendisinden sonra gelenlere güçlü bir
devlet bırakmıştır.
Kureyş kabilesinin
ileri gelenlerinden olan Hz. Ömer, tüm baskılara rağmen inançlarından
taviz vermeyen Müslümanların kararlılıklarından etkilendi ve İslam
dinini kabul etti. Bir rivayete göre Müslümanlığı seçtiğini açıkça ilk
ilan eden o idi. Abdullah İbn Mesud'un ifadesiyle, "Ömer'in Müslüman
oluşu bir fetihti".9 O tarihten sonra Peygamberimiz (sav)'in yanında yer
aldı, güçlü kişiliği ve kararlılığıyla İslam ahlakının önde gelen
savunucularından oldu. Sahip olduğu imkanları İslamiyet'in yayılması
için harcadı. Hz. Ebu Bekir'in vefatı üzerine halife seçildi ve adaletli
yönetimiyle kendisinden sonra gelen yöneticilere güzel bir örnek oldu.
Hz. Ömer Dönemi (634-644)
Hz. Ömer Kuran ahlakı
ve adaletin uygulanması konusundaki çabalarıyla tanınır. Adaleti
uygularken herkese eşit davranmış; soyluluk, zenginlik, akrabalık, makam
gibi unsurların adaleti engellemesine kesinlikle izin vermemiştir.
İdaresi altındaki topraklarda adaletin katıksız bir biçimde uygulanması
için her türlü önlemi almıştır. Onun iktidarı döneminde sosyal adalet
tam anlamıyla egemen olmuştur. Her zaman halkına karşı büyük bir
sorumluluk duygusuyla hareket etmiştir. Tarihi kaynaklara göre bu
konuda, "Fırat kıyısında bir deve helak olsa, bundan kendimi sorumlu
hissederim" sözü meşhurdur.
Hz Ömer'in İstişareye Verdiği Önem
Hz. Ömer, Kuran
ahlakının gereği olarak, bir mesele ortaya çıktığı zaman, karar vermeden
önce Müslümanların görüşüne de müracaat eder, konuyu onlarla istişare
ederdi. Bu şekilde en doğru fikir oluşur ve ona göre davranırdı. Onun bu
davranışı, halkın kendi işlerini de aralarında görüşerek yapmalarına
sebep olmuştur. Böylece önemli işlerde geniş çapta bir istişare geleneği
oluşmuştu.
Hz. Ömer dönemi
birçok yeniliğe sahne oldu. Zamanında ülke, yönetim birimlerine ayrıldı.
Valiler ve Halife'ye bağlı olarak kadılar atandı. İlk kez adalet
işlerinde kadıların görevlendirilmesiyle, yönetim ve adalet işleri
birbirinden ayrıldı. Hicri takvimin uygulamaya konulması, devletin
önemli sorunlarının görüşüldüğü bir meclisin ve devlet hazinesinin
oluşturulması yine bu yıllarda gerçekleşti.
Onun halifeliği
döneminde, Arabistan dışında büyük fetih hareketleri yapılarak Irak,
İran, Horasan, Suriye, Filistin ve Mısır İslam topraklarına dahil
edildi. Bu dönemde devletin geniş bir coğrafi bölgeye yayılması,
yönetim, siyasi, ekonomik ve askeri alanlarda örgütlenmeyi zorunlu hale
getirdi. Hz. Ömer, işte bu gereksinimi karşılamak üzere kurumsal bir
İslam Devleti'nin temellerini attı.
Tarihi kaynaklara
göre, Hz. Ömer'in dönemin kadılarına gönderdiği bildirilen mektup,
kendinden sonra gelen tüm yöneticiler için de bir rehber olmuştur:
Davalara bakarken
telaşa, çığırtkanlığa ve taraftarın haysiyetini kırıcı davranışlara asla
müsaade etme. Çünkü adaletin yerini bulması için sükunet ve ciddiyet
şarttır. Hakkın tecelli etmesi ise İlahi adaletin itibar kazanmasına
sebep olur. Bir Müslümanın niyeti iyi ise, Allah onun insanlarla olan
münasebetlerini ıslah eder. Ama içi başka dışı başka olursa, Allah ona
musibet verir. Bu durumda hakimin görevi Allah'ın rızk ve rahmet
hazinelerinin kullar arasında adaletle dağıtılmasını sağlamaktır.
Hz. Ömer sahip olduğu
Kuran ahlakı ile idaresindeki tüm İslam toplumunun gönlünü kazanacak
bir yönetim göstermiş ve -Allah'ın izni ile- İslam ahlakının yayılmasına
büyük katkılarda bulunmuştur.
Hz. Osman Dönemi (644-656)
Yüksek ahlaki
meziyetlere sahip olan Hz. Osman, İslamiyet'i ilk kabul eden üstün
şahıslardan biridir. Hz. Ömer'den sonra halife seçildi. İslam
toplumundaki onun bu göreve layık olduğu kanaati sebebiyle halifeliğine
kimse itiraz etmedi, herkes ona biat etti. Halifeliğinden önce,
Peygamber Efendimiz (sav)'in yakın çevresinde yer aldı. Vahiy katipliği
yaptı. Üstün ahlakı, güzel konuşmasıyla dikkat çekti. Ayrıca çok güzel
bir hitabete sahipti. Ezberi çok kuvvetli idi ve Yüce Kuran'ı ezberledi.
Hz. Osman'ın İslam
dinine yaptığı en büyük hizmetlerden biri Kuran'ın çoğaltılmasıdır.
Zamanında, şive farklılıklarından dolayı Kuran ayetlerinin farklı
okunması üzerine bir kurul oluşturularak Kuran çoğaltılmıştır. Bir
örneği Medine'de bırakılarak Mekke, Şam, Kufe, Basra, Mısır ve diğer
eyaletlere gönderilmiş; böylece Kuran'ın günümüze kadar orijinalinin
ulaşmasına vesile olunmuştur.
Hazreti Osman yaptığı
çalışmalar sırasında, tayinlerde uygun kişilerin görevlendirilmesine
özen gösterdi. İslam topraklarında yaşayan insanların refah seviyesinin
yükseltilmesi için imar ve zirai gelişmelere önem verdi. Bağ ve
bahçelerin geliştirilmesine çalıştı. Onun döneminde İslam topraklarında
yaşayan çok sayıda insan İslam dinini kabul etti. Bu döneme ait dikkat
çekici bir gelişme ise, Müslümanların zenginleşmeleri ve geçmişe kıyasla
daha da refah içinde bir hayat sürdürmeleriydi.
Ayrıca Hz. Osman
döneminde İran, Kafkasya ve Afrika'da fetihler devam etmiş ve ilk
donanma oluşturularak, Akdeniz'de stratejik önemi büyük olan Kıbrıs
Adası alınmıştır. Bizans İmparatorluğu'na karşı büyük zaferler
kazanılmış, ele geçirilen topraklarda düzen ve adalet tesis edilmiştir.
Hz. Ali Dönemi (656-661)
Hz. Ali,
Peygamberimiz (sav)'in amcası Ebu Talib'in oğludur. Tarihi kaynaklarda
belirtildiği üzere, Hz. Muhammed (sav)'in yanında büyümüş, onun
eğitiminden geçerek yetişmiştir.
Hz. Ali'nin öne çıkan
üç önemli özelliği cesaret, ilim ve güzel konuşmadır. Onun, İslam
toplumunun en alim kişilerinden biri olduğu herkes tarafından kabul
edilmektedir. Sevgili Peygamber Efendimiz (sav)'in ifadesiyle Hz. Ali
"İlim beldesinin kapısı"dır. Daha çocukluğundan itibaren Resulullah
(sav)'in yanında bulunmuş, Kuran'ı ondan öğrenmiş, onun katipliğini
yapmıştır. Peygamberimiz (sav)'in vefatına kadar onun yanından
ayrılmamıştır. Böylelikle dini konular üzerinde yüksek bir ilim düzeyine
erişmiştir. Bunun için, Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman'ın ilk
danıştığı kimseler arasındadır.
Halife olmasının
ardından Müslümanların bilgi ve ilim sahibi olmaları için okul
kurmuştur. Eğitime büyük önem vermiştir. Hz. Ali'nin şehid edilmesiyle
birlikte İslam'ın en parlak dönemlerinden biri olan Dört Halife Dönemi
sona ermiştir.

Altınçağ ile Müjdelenmek
Peygamberimiz
(sav)'den aktarılan pek çok hadiste, yeryüzünde İslam ahlakının yeniden
hakim olacağına işaret edilmektedir. "Altınçağ" olarak adlandırılan bu
dönem, Allah’ın izniyle, "Asr-ı Saadet" benzeri bir devir olacaktır.
Hz. Muhammed (sav) ve
dört halife döneminde İslam ahlakı nasıl dört bir yana yayılmış,
Müslümanlar huzur içinde yaşamışlar ise Altınçağ'da da İslam ahlakı
yeryüzünde yaygın bir biçimde yaşanacak; yeryüzü sevgi, barış, huzur,
adalet, bolluk ve zenginlikle dolacaktır. Peygamberimiz (sav)'in ahir
zamanda yaşanacak bu dönem için yaptığı cennet benzeri tasvirler, bu
devre "Altınçağ" isminin verilmesine neden olmuştur.
Altınçağ ve bu döneme vesile olacak Hz. Mehdi için Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur:
"Ümmetimin sonunda bir halife gelecek, malı adetle saymayacak, avuçla avuçlayacaktır."
Bu dönem Allah'ın
müminlere bir lütfudur. Pek çok alameti gerçekleşmeye başlayan ve
bolluğuyla, bereketiyle, insanlara sağlayacağı her türlü konforuyla
huzur dolu ortamıyla tüm insanlara güzellik sunacak olan bu dönemle
müjdelenmek de kuşkusuz tüm Müslümanlar için çok büyük bir şereftir.
|