|
|
 |
Okunma |
|
56
|

Erkekler lingamlarının büyüklüğüne göre üç sınıfa ayrılır: Tavşan erkek, boğa erkek, at erkek.
Kadınlar da yenilerinin derinliklerine göre üçe ayrılırlar: Geyik, kısrak, fil. Büyüklükleri
birbirine uyan kişiler arasında üç eşit birleşme vardır. Büyüklüklerin
uymadığı altı eşit olmayan birleşme vardır. Tablonun gösterdiği gibi
toplam dokuz çeşit birleşme vardır. Bu eşitsiz birleşmelerde
erkeğinkinin büyüklüğü kadınınkini aşarsa, erkeğin, kendisininkine yakın
derinlikteki kadınla birleşmesine şiddetli birleşme denir; şiddetli
birleşme iki çeşittir. Erkeğinkinin büyüklüğü kadınınkinin derinliğinden
çok fazlaysa buna en şiddetli birleşme denir ve bu yalnızca bir
çeşittir. Öte yandan, yoninin derinliği lingamın büyüklüğünden
fazlaysa, kadının, kendisininkine yakın büyüklükteki erkekle
birleşmesine zayıf birleşme denir; zayıf birleşme iki çeşittir. Yoninin
derinliği lingamın büyüklüğünden çok fazlaysa buna en zayıf birleşme
denir ve bu yalnızca bir çeşittir. Başka bir deyişle, at ve
kısrak, boğa ve geyik şiddetli birleşmeyi oluştururken at ve geyik en
şiddetli birleşmeyi oluştururlar. Kadın açısından fil ve boğa, kısrak ve
tavşan zayıf birleşmeleri oluştururken, fil ve tavşan en zayıf
birleşmeyi oluştururlar. Büyüklüklere
göre dokuz çeşit birleşme vardır. Bunların arasından eşit birleşmeler en
iyileridir, aşırı uçtaki-ler yani en şiddetli ve en zayıf olanlar en
kötü birleşmelerdir, geri kalanların şiddetlisi (Şiddetli birleşmelerin
zayıf birleşmelerden iyi olduğu söylenir. Zayıf birleşmede kadının
tatmin olması çok güçken, şiddetli birleşmede erkek kadını incitmeksizin
kendi tutkusunu tatmin edebilir) zayıfından iyi olmak üzere orta
derecededirler. Tutku veya cinsel arzunun gücüne göre de dokuz
çeşit birleşme vardır. Cinsel birleşme sırasındaki arzusu fazla olmayan,
menisi yetersiz olan ve kadının sıcak kucaklamalarına dayanamayan bir
erkeğe az tutkulu bir erkek denir. Bu davranıştan farklılık gösteren kişilere orta derece tutkulu erkek denirken, yoğun tutkulu olanlar arzu doludur. Aynı şekilde, kadınların da yukarıda belirtilen üç duygu derecesine sahip olduğu farz edilir. Son
olarak zaman açısından üç değişik erkek ve kadın vardır: Kısa zamanlı,
orta zamanlı ve uzun zamanlı. Yukarıda belirtildiği gibi bunların da
dokuz birleşme çeşidi vardır. Bu son konuda kadın hakkında belirtilmesi gereken bir görüş farklılığı vardır. Oddalika’ya
göre, “Kadınlar erkekler gibi boşalmazlar. Erkekler arzularını
kolaylıkla giderirler. Kadınlar arzunun bilincinde olduklarından dolayı,
kendilerini tatmin eden bir çeşit zevk hissederler; ne çeşit bir zevk
hissettiklerini size söylemeleri olanaksızdır. Bundan çıkan sonuç,
erkeklerin birleşme sırasında boşaldıktan sonra durdukları ve tatmin
oldukları ama bunun kadınlarda böyle olmadığıdır.” Bu görüşe
çeşitli açılardan karşı çıkılır: Eğer erkek uzun süreliyse kadın onu
daha fazla sever, ama eğer kısa süreliyse tatmin olmaz. Bu durum
bazılarına göre kadınların da boşaldığını gösterir. Bu görüş
geçerli değildir, çünkü bir kadının arzusunu karşılamak uzun süre alırsa
ve bu sürede çok zevk alıyorsa devamını istemesi çok doğaldır. Bu
konuda şöyle bir özlü söz vardır: “Erkeklerle birleşmede kadının
şehveti, arzusu veya tutkusu tatmin edilir ve zevk de onların tatmin
edilmelerinin bilincine varmalarından ortaya çıkar.” Bununla
birlikte Babravya’nın izleyicileri, kadının sıvısının cinsel birleşmenin
başından sonuna kadar gelmeye devam ettiğini ve böyle olmasının doğru
olduğunu söylerler. Çünkü sıvı olmazsa döl de olmaz. Buna bir
itiraz vardır. Birleşmenin başında kadının tutkusu orta derecededir ve
âşığının sert bastırmalarına dayanamaz. Ama tutkusunun dereceleri
vücudunun varlığını unutana kadar artar ve sonunda birleşmenin daha
fazla devam etmesini istemez. Bununla birlikte bu itiraz geçerli
değildir. Çünkü çömlek tekerleği gibi büyük bir güçle dönen sıradan
şeylerde bile hareketin ilk önce yavaş yavaş başladığını ama derece
derece çok hızlandığını görürüz. Aynı şekilde tutkusu yavaş yavaş artan
bir kadın, tüm sıvısı boşaldığında birleşmeye ara verme arzusu duyar.
Buna ilişkin bir özlü söz şöyledir: “Erkeğin sıvısının gelmesi sadece
birleşmenin sonunda olurken kadının sıvısı devamlı gelir. İkisinin de
sıvısı geldikten sonra birleşmeye ara vermek isterler.” Son olarak Vatsyayana’ya göre, kadının sıvısı aynı erkeğinki gibi gelir. Şimdi
şu soru sorulabilir: Eğer erkek ve kadın aynı çeşit varlıklarsa ve aynı
sonuçları yaratmak için çalışıyorlarsa, neden farklı işler yapmaları
gerekmektedir. Vatsyayana’ya göre bu böyledir. Çünkü çalışma
yolları gibi zevk bilinci de erkek ve kadında farklıdır. Erkeklerin
yöneten, kadınların yönetilen olduğu çalışma yollarındaki fark,
erkeklerin ve kadınların doğasından kaynaklanır. Böyle olmasaydı bazen
yöneten yönetilen kişi olurdu ya da “vice versa” (tam tersi). Çalışma
yollarının farklılığını zevk bilincinin farklılığı izler; çünkü bir
erkek “Bu kadın benimle yattı,” bir kadın ise “Ben bu erkekle yattım”
diye düşünür. Eğer kadın ve erkeklerin çalışma yolları farklıysa,
hissettikleri zevkte bu yolların bir sonucu olan bir farklılık neden
olmasın diye sorulabilir. Bu itiraz dayanaksızdır. Çünkü yöneten
ve yönetilen kişiler farklı türden olduğu için, çalışma yollarında
farklılık için bir neden vardır. Ama hissettikleri zevkte farklılık için
bir neden yoktur. Çünkü ikisi de yaptıkları hareketten doğal
olarak zevk alırlar. (Bu, eski Sanskrit yazarları arasında hem yazılı
hem de sözlü olarak, çok tartışılan bir tezdir. Belli önermelerden
hareket edip sonra bunlardan yana veya bunlara karşı savlar
geliştirirler. Burada yazarın kast ettiği, birleşme ediminden hem
kadının hem de erkeğin zevk aldığıdır. Her biri farklı yollar izler ve
ortak hareketlerinden zevkin bilincine ayrı ayrı, diğerini göz önünde
bulundurmaksızın varırlar. Her birinin yaptıkları ve zevk bilinçleri
farklıdır. Ama hissettikleri zevk aynıdır, yalnızca biraz daha çok ya da
daha azdır.) Yine bu konuda bazılarına göre aynı işi yapan farklı
insanların aynı amaç ve sonuca ulaştıklarını görürüz. Erkek ve kadında
ise tam tersi olarak, her birinin kendi sonucuna ayrı ayrı ulaştıklarını
görürüz, bunlar birbirine uymaz. Ama bu hatalı bir görüştür, çünkü
bazen aynı anda yapılan iki şey görürüz. Örneğin koçlar döğüşürken iki
koç da çarpışmayı kafalarında aynı anda hissederler. Birilerinin
birbirlerine filelması atarken veya güreşçilerin döğüşünde olduğu gibi.
Bu örneklerde yapılan şeylerin aynı türden olduğu söylenirse, erkek ve
kadın olayında da, iki kişinin doğasının aynı olduğu yanıtı verilebilir.
Çalışma yollarında bir farklılık varsa, bu, yalnızca onların düzenleme
biçimlerinden kaynaklanmaktadır. Bundan da erkeğin kadınla aynı zevke
tâbi olduğu sonucu çıkar. Bu itiraza ilişkin olarak da şöyle bir
özlü söz vardır: “Erkek ve kadının doğası aynıdır, aynı zevki
hissederler. Bundan da, bir erkeğin onu sonsuza dek sevecek bir kadınla
evlenmesi gerektiği sonucu çıkar.” Böylece erkek ve kadının
zevkinin aynı olduğunu kanıtladıktan sonra sıra zamana geldi. Nasıl
tutkunun gücüne uygun olarak dokuz çeşit cinsel ilişki varsa, zamana
göre de dokuz çeşit cinsel ilişki vardır. Böylece büyüklüğüne,
tutkunun gücüne ve zamana göre ayrı ayrı dokuz çeşit birleşme olduğunu
gördük. Bunlardan yapılacak kombinasyonlarla sayısız birleşme çeşidi
elde edilebilir. Böylece erkeğin, belirli bir cinsel birleşme
türünde, ona uygun yollara başvurması gerekir. (Bu paragraf özellikle
yazılmıştır. Evli erkeklere ve eşlerine uygulanır. Erkeklerin çoğu
kadınların hissettikleri konusunda alabildiğine cahildir ve kadının
tutkularına biraz bile dikkat etmez. Bunu anlamak, bu konuda çalışmak
için elzemdir. Zevk alması için kadın, fırına verilecek hamurun
hazırlanması gibi cinsel ilişkiye hazırlanmalıdır.) Cinsel
birleşmenin ilkinde, erkeğin tutkusu yoğundur ve zaman kısadır. Ama aynı
günkü son birleşmede durum tersine döner. Kadın içinse tam tersi söz
konusudur. İlkinde tutku zayıf, zaman uzundur; aynı günkü son
birleşmelerde tutkusu yoğun, zamanı kısa olur, ta ki tutkusu tatmin
olana dek. SEVGİNİN DEĞİŞİK TÜRLERİNE DAİR Toplumun bilge insanlarının görüşlerine göre dört tür aşk vardır: 1. Sürekli alışkanlıkla kazanılan sevgi. 2. İmgelemden doğan sevgi. 3. İnançtan doğan sevgi. 4. Dışsal nesnelerin algılanmasından doğan sevgi. (1).
Bazı edimlerin sürekli ve aralıksız yapılmasından doğan sevgiye,
sürekli uygulamanın ve alışkanlığın doğurduğu sevgi denir. Örneğin
cinsel ilişki sevgisi, avlanma sevgisi, içki içme sevgisi, kumar
sevgisi, vs. (2). Alıştığımız birtakım şeylerden değil de,
tamamıyla fikirlerden çıkan sevgiye imgelemden doğan sevgi denir.
Örneğin, bazı erkeklerin, kadınların ve hadımların opariştaka yani ağız
seksi için duyduğu sevgi ve kucaklaşma, öpüşme gibi şeylerden duyulan
sevgi, vs. (3). İki tarafta da ortak olan ve taraflardan birinin
diğerini tam anlamıyla kendisi gibi görmesiyle doğruluğu kanıtlanmış
olan sevgiye bilgelerce inançtan doğan sevgi denir. (4). Dışsal
nesnelerin algılanmasından doğan sevgi çok açıktır ve herkesçe çok iyi
bilinir. Çünkü verdiği zevk, diğer sevgi çeşitlerinin verdiği zevkten
üstündür; yalnızca kendisi için vardır. Cinsel birleşmeye dair bu bölümde söylediklerimiz bilge birisi için yeterlidir. Ama bilgisizleri manen yükseltmez.
|